Türk ihracatçısı Emisyon Ticaret Sistemi "testinden" geçiyor

TAKİP ET

Türk ihracatçısı Emisyon Ticaret Sistemi "testinden" geçiyor

Türk ihracatçısı Emisyon Ticaret Sistemi "testinden" geçiyor

Türkiye, ABD gümrük tarifeleri, AB’nin karbon odaklı iklim politikaları kaynaklı sanayisizleşme tartışmaları ve İran savaşı sırasındaki enerji krizi eşliğinde Emisyon Ticaret Sistemi'ne (ETS) geçerken, uzmanlar süreci değerlendirdi.

Türkiye’nin çevre politikası, iklim değişikliğiyle mücadeleyi ekonomik büyümeye bir engel değil, küresel refahı artıracak bir fırsat olarak görüyor.

Sanayi üretimini ve ekonomik büyümeyi devam ettirirken yeşil dönüşümle emisyonları azaltmayı hedefleyen yaklaşım, Türkiye’yi küresel iklim diplomasisinde öne çıkardı.

Bu çerçevede Türkiye, Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) ev sahipliğini ve başkanlığını üstlendi.

COP31 hazırlıkları aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin (AB) 2019’da ilan ettiği Yeşil Mutabakat kararlarına uyum sağlamak için 2021’de başlattığı hazırlıkları da görünür kılıyor.

Özellikle 1 Ocak 2026 itibarıyla devreye giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), hem emisyonları azaltmayı teşvik eden hem de Avrupa Birliği’ne ithal edilen ürünlerin karbon salınımına göre vergi getirerek Türk ihracatçılar için rekabet koşullarını değiştiren ve yeni gereklilikler ortaya koyan kritik bir düzenleme olarak öne çıkıyor.

Körfez'deki savaş enerji krizi getirdi

Türkiye sınırda karbon düzenlemesinin pilot uygulamasına kademeli olarak geçerken, dünya mart ayından itibaren küresel bir enerji krizine girdi.

Kriz, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail saldırılarına misilleme olarak İran’ın 1 Mart’ta Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla patlak verdi.

Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin yanı sıra gübre gibi hayati malların da ana geçiş güzergahı olan bu noktanın kapanması, 28 Şubat öncesi 72 dolar seviyesinde olan Brent petrol fiyatlarının 119 dolara kadar yükselmesine neden oldu.

Sağlanan ateşkese karşın piyasalar henüz yatışmazken enerji maliyetleri ve fiyatlar da savaş öncesi seviyelerine tam olarak dönemedi.

Enerji fiyatlarındaki bu dönemsel tırmanış, Avrupa Birliği’nin iklim politikalarının ekonomik yük getirdiğine ve sanayi üretim gücünü zayıflattığına yönelik tartışmaları daha da alevlendirdi.

AB Emisyon Ticaret Sistemi

Tartışmaların odağında, kıta emisyonlarının yüzde 40’ını denetleyen ve 2005 yılından bu yana yani 20 seneyi aşkındır devrede olan AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) yer alıyor.

EU ETS'te her bir karbon izni, sanayicinin saldığı her bir ton karbondioksit için ödemesi gereken doğrudan bir "kirletme bedeli" niteliği taşıyor.

Sistemin tamamlayıcı unsuru olan karbon kredisi bir tür telafi sertifikası olsa da AB, emisyonların kaynağında azaltılmasını hedeflediği için bu kredilerin yasal yükümlülüklerde kullanılmasına uzun süredir izin vermiyor çünkü Birlik, sanayicinin kendi üretim tesisindeki emisyonu doğrudan düşürmesini şart koşuyor.

Anvers Zirvesi ve iklim politikalarına karşı yüksek sesli itirazlar

Körfez'deki krizin patlak vermesinden yaklaşık 15 gün önce, 11-12 Şubat'ta Belçika'nın Anvers kenti kritik bir zirveye sahne oldu.

İlk olarak 2024 yılında düzenlenen ve bu yıl da tekrarlanan zirve, aralarında Alman kimya devi BASF’nin de bulunduğu yaklaşık 1300 kuruluşun temsilcisini bir araya getirdi.

Zirvenin odağında şirketlerin kirlilik bedelini karbon izni satın alarak ödemelerini gerektiren EU ETS mekanizmasının ağır sanayi üzerinde yarattığı maliyet baskısı yer aldı.

Sanayi temsilcileri, bu sistemin üretim maliyetlerini önemli ölçüde artırdığını, hem üretimde sürdürülebilirliği hem de küresel rekabet gücünü tehdit ettiğini vurgulayarak konuyu zirvenin ana gündemine taşıdı.

Zirvede Almanya Başbakanı Friedrich Merz, mevcut karbon piyasası sisteminin sanayiye doğrudan zarar verdiğini belirterek revizyon istedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise sanayi üretim gücünün erimesine seyirci kalmanın iddialı iklim hedeflerini uzun vadede korunamaz hale getireceğini belirtti.

Zirve, Avrupa Birliği içinde iklim politikaları ve karbon düzenlemelerine yönelik sert tartışmalarla sona erdi.

2026 başında 92 Euro sınırını aşan karbon fiyatları, Almanya ve Fransa liderlerinden gelen bu açıklamaların hemen ardından piyasada oluşan belirsizlikle 70-78 Euro aralığına kadar geriledi.

Mart ortasında İtalya, Polonya ve Avusturya öncülüğünde 10 ülke, artan enerji faturalarının karbon maliyetleriyle birleşmesinin üretimi sürdürülemez hale getirdiğini savunarak EU ETS’nin yeniden yapılandırılmasını açıkça talep etti.

Avrupa Komisyonu devreye girdi

Bunun üzerine Avrupa Komisyonu, Nisan başında yaptığı toplantıda Piyasa İstikrar Rezervi (MSR) mekanizmasını güncelledi.

Komisyon bu değişikliği iklim hedeflerinden vazgeçmek olarak değil, sistemi ani enerji şoklarına karşı koruyan teknik bir önlem olarak savundu.

Komisyon’un kendi verilerine göre EU ETS kapsamındaki 10 binden fazla tesisten kaynaklanan emisyonlar, sistemin devreye girmesinden bu yana yüzde 50 azaldı, bu azalmanın önemli bir kısmı da son iki yılda gerçekleşti.

Buna karşılık çevreci parti ve sivil toplum örgütleri, bu esnekliğin sanayiyi rahatlatmak için yapıldığı ve uzun vadede iklim hedeflerini tehlikeye atabileceği görüşünde.

Alman Yeşiller Partisi'nden Michael Bloss, kararı “kötü bir 'Nisan 1' şakası” olarak nitelendirerek, sistemin gevşetilmesinin geçiş sürecine milyarlarca euro yatırım yapmış öncü şirketleri cezalandıracağını ifade etti.

Türkiye ve Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması

Avrupa’da karbon piyasası ve emisyon ticaret sisteminin geleceği yoğun biçimde tartışılırken Türkiye, temelleri 2025’te yasalaşan İklim Kanunu ile atılan kendi ETS sisteminde, 2026 yılı başı itibarıyla resmen pilot uygulamaya geçti.

Türkiye, Gümrük Birliği kapsamındaki ihracatın SKDM nedeniyle aksamasını önlemek ve Avrupa pazarında ek karbon vergisi yükünden kaçınmak amacıyla adımlarını hızlandırmıştı.

2021’de devreye alınan Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nın kritik bir parçası olan, bu yıl başlanacak ulusal ETS pilot uygulaması, tam da AB içindeki tartışmaların zirveye çıktığı bir döneme denk geldi.

Dış ticarette yeni bir dönem başlarken, toplam ihracatının yaklaşık yarısını AB ve ABD’ye gerçekleştiren Türk ihracatçılar için AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile Trump yönetiminin gümrük tarifeleri birleşince koşullar daha da öngörülemez hale geldi.

Bu baskı, özellikle toplam emisyonların yüzde 7’sini oluşturan demir-çelik sektöründe daha belirgin şekilde hissediliyor. SKDM, bu sektörler için AB’ye ihracat yaparken sınırda ek bir mali yükümlülük getiriyor. Aynı baskı, alüminyum, çimento ve gübre sektörleri için de geçerli.

Türkiye, çelik üretiminin yüzde 70 ila 75’ini hurda geri dönüşümüyle gerçekleştirdiği için bu alanda önemli bir avantaja sahip olsa da elektrik üretimindeki yüksek fosil yakıt payı ve yerel raporlama sistemindeki teknik eksiklikler bu avantajı önemli ölçüde sınırlıyor.

Henüz sağlıklı bir veri doğrulama sisteminin tam olarak oturmamış olması nedeniyle AB’nin uyguladığı standart emisyon oranları, yerli üreticilerin gerçek emisyon değerlerinin üzerinde maliyetlerle karşılaşmasına yol açabilecek.

Türkiye, pilot uygulama döneminde emisyon izinlerinin tamamını bedelsiz olarak dağıtmayı planlıyor.

Emisyonların ücretli tahsis edilmeye başlanacağı asıl uygulama döneminde ise bu satışlardan elde edilecek gelirle kamunun yeşil dönüşüm için ciddi bir kaynak oluşturması bekleniyor.

Türkiye’nin kendi içinde uygulayacağı bu karbon fiyatlandırmasının AB nezdinde nasıl bir karşılık bulacağı ise henüz belirsizliğini koruyor.

Zira AB, hangi yerel mekanizmaları geçerli sayacağına dair kriterlerini henüz netleştirmedi ve bu sürecin kabul görüp görmeyeceği ancak zamanla anlaşılacak.

Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması ve Türk ihracatçısı

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinden Prof. Dr. Etem Karakaya, temiz üretim adına uzun yıllardır katı kurallara tabi olan AB şirketlerinin emisyon yoğunluğu değerlerinin Türk ihracatçısı için zorluk yaratabileceğini belirtti.

Türkiye’deki enerji yoğun sanayici ve ihracatçıların bu zamana kadar ciddi bir emisyon azaltımı baskısı görmediğinin altını çizen Karakaya, Türk ihracatçısının karbon fiyatlaması konusunda hiçbir deneyimi yokken hızlı bir şekilde SKDM ile yüzleşmesini önemli bir test olarak nitelendirdi.

Özellikle demir-çelik sektörüne dikkati çeken Karakaya, "Benim endişem, başta demir-çelik sektörü olmak üzere bazı şirketlerimizin kirli üretim nedeniyle AB pazarında yüksek sınırda karbon maliyetleriyle yüz yüze kalacak olmalarıdır." dedi.

Türkiye’nin AB içindeki karbon politikaları tartışmaları sırasında kendi ulusal ETS sistemini kurmaya çalışmasının talihsizlik gibi görünebileceği yorumunda bulunan Karakaya ancak bu durumun Türkiye’nin ulusal ETS uygulama planını sekteye uğratmaması gerektiğini savundu.

Pilot uygulama döneminde Türkiye’nin işlemlere hangi fiyattan başlayacağının önemli olacağını aktaran Karakaya, piyasanın işleyişi ve yönetimi konusunda temkinli olunması gerektiğini vurguladı.

Karakaya, karbonsuzlaşma sürecine nispeten geç başlamış olan Türkiye’nin bu süreci daha fazla ertelemesinin ileride çok daha büyük maliyetler getirebileceğinin altını çizdi.

Türkiye çelik üreticileri avantajlı ama rekabet eşitsizliği konusunda endişeli

Dünya Çelik Birliği Başkanı ve Çolakoğlu Metalurji CEO’su Uğur Dalbeler, AB’nin kendi üreticisine sağladığı hibe ve bedelsiz karbon tahsisatlarının Türkiye menşeli ürünler aleyhine rekabet eşitsizliği yaratmaması için mevcut anlaşmalardan doğan hakların savunulmasının kritik önem taşıdığını kaydetti.

Türkiye’nin kurduğu ulusal ETS’nin AB sistemiyle tam uyumlu hale getirilmesinin zaman alacağını belirten Dalbeler, bu süreçte ihraç edilen ürünlerdeki karbon bedelinin AB sınırında mükerrer şekilde ödenmesinin önüne geçilmesini sağlayacak hukuki zeminin korunması gerektiğini dile getirdi.

"Türk ihracatçısı artık ‘Bu da nereden çıktı’ demiyor"

Türkiye’nin ilk ve tek karbon kredisi alım satım platformu Erguvan’ın Kurucu Ortağı ve CEO’su Barış Balat, SKDM’ye geçişte “Bu da nereden çıktı?” diyen demir-çelik ve alüminyum ihracatçısının artık neredeyse kalmadığını söyledi.

Türk şirketlerinin, geçiş döneminde raporlama disiplinini hızla devreye alarak riski net bir şekilde kavradığını aktaran Balat, "İhracatçılar artık bu mali yükleri 'hedge etmek', yani gelecekteki fiyat dalgalanmalarına karşı finansal koruma kalkanı oluşturmak için stratejik planlamalar yapıyor." diye konuştu.

Türkiye’nin Temmuz 2025’te yasalaşan İklim Kanunu ve 2026’da başlayan ETS pilot uygulamasıyla yönünü çoktan belirlediğini söyleyen Balat, bu tercihin romantik bir iklim idealizmi değil tamamen ekonomik rasyonalitenin bir sonucu olduğunu ifade etti.

Balat, Türkiye’nin COP31 ev sahibi olarak küresel iklim finansmanında somut adımlarla ilerlediğini vurgulayarak süreci 'Yavaş yavaş acele ediyoruz' sözleriyle özetledi.

Türk ihracatçısı Emisyon Ticaret Sistemi karbon iklim politikaları enerji krizi ETS iklim değişikliği Sanayi SKDM