'Sineklerin Tanrısı' okullara taşınınca: Akran zorbalığı neden yükseliyor?
'Sineklerin Tanrısı' okullara taşınınca: Akran zorbalığı neden yükseliyor?
'Sineklerin Tanrısı' okullara taşınınca: Akran zorbalığı neden yükseliyor?
Sabah okula uğurladığınız çocuk, akşam eve geldiğinde durgunlaşmış. Arkadaşlarından bahsetmiyor, öğretmenlerini anlatmıyor. Şakalara gülmüyor, ödevini yapmıyor, notları düşüyor. Kimi zaman ise hiç belirti vermeyen bu sorun, akran zorbalığı. Şiddet yaşı ilkokula kadar düşmüşken bugünün yetişkinleri bekleyen bir soru var: Bu sorunla nasıl başa çıkmalıyız?
“Korkunca ne yapacağımı bilemedim, sonra daha çok korktum.”
Bu sözleri bir yetişkinden duymak başka, bir çocuktan duymak başka. Bir çocuğun savunmasızlığı karşısında, verebileceğiniz tavsiyeler yetersiz kalıyor. İstatistikler akran zorbalığının giderek yaygınlaştığını ortaya koyarken haberler, şiddetin ulaştığı boyutları gösteriyor. Şiddet yaşı ilkokula kadar düşmüşken bugünün yetişkinleri bekleyen bir soru var: Bu sorunla nasıl başa çıkmalıyız?
Sabah okula uğurladığınız çocuk, akşam eve geldiğinde durgunlaşmış. Arkadaşlarından bahsetmiyor, öğretmenlerini anlatmıyor. Şakalara gülmüyor, ödevini yapmıyor, notları düşüyor. Bazen vücudunda morluklar görüyorsunuz. Bazen kıyafetleri kirli oluyor. Bazen bunların hiçbiri olmuyor ve yıllar sonra çocuğunuzun sistematik şiddete maruz kaldığını öğreniyorsunuz. Kimi zaman hiç belirti vermeyen bu sorun, akran zorbalığı.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2024 yılında yapılan "Türkiye’deki Çocuklar 2023" araştırmasına göre, 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i ayda en az bir kez akran zorbalığına maruz kalıyor. Araştırmaya göre bu oran erkek çocuklarında yüzde 13,4, kız çocuklarında 14,2. Araştırmada konu edilen zorbalık türleri dalga geçme, dışlama, hakkında dedikodu yapma, vurma veya itip kakma, eşyasına zarar verme, tehdit etme. Veriler, akran zorbalığının 6-12 yaş aralığındaki çocukların yüzde 15,9’unda, 13-17 yaş aralığındakilerin de yüzde 10,7’sinde yaşandığını gösteriyor.
Akran zorbalığı ve şiddet birbirinden farklı meseleler. Klinik Psikolog/ Psikanalist Funda Akkapulu, bu ayrımın nasıl yapılacağını anlatıyor:
“Zorbalık kavramı dile pelesenk olduğu için çok sık ve yerli yersiz kullanıyoruz. Akran zorbalığı olması için, bir defa denkler arasında tekrarlar şekilde ve bir kötülük niyeti içeriyor olması gerekir. Diyelim ki muhakeme becerisi çok iyi olmayan, zarar verme kastıyla yapmayan ama tekrarlayan davranışları olan bir çocuk, başka bir çocuğa bir kere, iki kere zarar verdi, bu zorbalık olmaz. Teneffüste koşarken birbirlerine çarptılar düştüler, bu da zorbalık olmaz. Planlı bile isteye ve akranlar arasındaki kötü davranışları bu tanım dahilinde açıklıyoruz.”
Akkapulu, çocuklara yönelik şiddet kadar çocuklar arasındaki şiddet vakalarının da artmasının nedenini “Şiddetin dozunun ve sıklığının arttığı yerde, zorbalığın da dozu arttı ve çocuklara indi. Zaten yetişkinlerde mesele sıklaşmadıkça çocuklara kadar inmez” diyerek özetliyor.
Oğlum ayrı ben ayrı zorbalık gördüm
Akran zorbalığının pek çok nedeni var. Ama çözümlerinden biri, taraflar arasında bir iletişim dilinin kurulabilmesi. Elif’in hikayesi, bu denklem kurulamadığında yaşanabilecekleri gösteren bir örnek:
“Boşanınca çocuklarımla yeni bir mahalleye taşındık. Site içinde bir hayata geçip, çocukları daha küçük ölçekli bir okula verince sakin, huzurlu bir hayatımız olacağını düşünmüştüm ama o okul hepimize ayrı bir kabus yaşattı.”
37 yaşındaki Elif’in biri 10, biri 8 yaşında olan çocuklarıyla İstanbul’da kurmaya çalıştığı hayat, 8 yaşındaki çocuğuyla uğraşmaya başlayan yaşıtı tarafından çekilmez hâle getirilmiş:
“Oğlumun boyu kısa. Bir gelişme bozukluğu yok, doktor bu yaşta normal olduğunu söyledi. Beslenmesine dikkat ediyorum ve bunu dert etmiyorum ancak sınıfındaki arkadaşı ilk günden itibaren ona ‘Pigme’ demeye başlamış. Ben bunu duyunca şaşırdım çünkü o yaştaki bir çocuk bu lafı nereden biliyor, merak ettim. Sonra veli toplantısında ailesiyle karşılaştık ve babası ‘Oğluma ben öğrettim’ diye övününce anladım nereden kaynaklandığını. Üstelik annesi ve babasıyla bu durumu konuşunca onlar da benimle dalga geçti. Yani çocuğumu zorbalayan çocuğun ailesi tarafından bir de ben zorbalandım.”
Bunun üzerine uzlaşma, konuşma ve olayı takip etme yolunu deneyen Elif bu sefer çocuğun annesi tarafından “takıntılı anne” olmakla suçlanmış. Ancak oğlunun kolunda morluk görünce, bu konuda tavır değişikliğine gitmiş:
“Oğlumu bir terapiste götürdüm. İletişim kurma ve hakkını savunma üzerine çalıştılar. Bu arada ben de eski eşimden yardım aldım. Maalesef aileyle medeni bir ilişki kuramadığım için, onun yardımıyla soruna çözüm bulabildim. Aslında tam olarak şu oldu, toplantıya eski eşim girdi ve üstü kapalı bir tehditle aileye ‘çeki düzen’ verdi.”
Korku bana yetti
Kimi zaman aileler kendilerini çaresiz hissediyor ve çözüm konusunda inisiyatif almak zorunda kalıyor. Hakan, 44 yaşında ve Denizli’de yaşıyor. Kızının tehdit almaya başladığını öğrenir öğrenmez okulunu değiştirmiş:
“Bu konuda çevremle çok sorun yaşadım, insanlar beni evhamlı olmakla, çocuklarına fazla düşkün davranmakla suçladı. Öyle de olabilir. Bunu inkar etmiyorum ama ben ihtiyat payını gözetmem gerektiğini düşündüm.”
İhtiyat derken ne kastettiğini şöyle açıklıyor:
“Üç çocuğumuz var ve kızımız en büyükleri. 12 yaşında ve hayal kurmayı, müzik dinlemeyi seven, kendi dünyası içinde yaşayan bir çocuk. Bu yaz aslında daha önceden de tanıdığı bir kız grubuyla sorun yaşamaya başladı. Kızlar onunla başta dalga geçiyorlardı. Hatta bir keresinde buna ben de denk geldim. Bir akşam eve dönerken kızım, ikiz kardeşleriyle dışarda otururken onun kıyafetine laf söylediklerini gördüm. Kızıma sordum ‘Bana takılmayı seviyorlar’ dedi. Arkadaşlık içinde bunun normal olduğunu düşünüyordu.
Annesiyle beraber arkadaşlığın böyle bir şey olmadığını anlatmaya çalıştık. Okula başladığında daha ciddi sıkıntılar yaşadı. Vücudunda egzama çıktı ve doktor bunun stresten kaynaklanabileceğini söyledi. Yazın kıyafetleriyle dalga geçen kız grubunun onu okulun tuvaletinde sıkıştırdığını öğrendim. Öğretmenleriyle konuştum ve ‘Okulda engelleriz ama okul dışında bir şey yapamayız’ cevabını aldım. Bunun üzerine, başka bir okul arayışına girdim. Tabii çocukların aileleriyle de bağlantı kurdum.”
Hakan’ı böyle bir tedbir almaya iten bir neden daha var, Konya’da yaşanan akran zorbalığı hikayesi:
“Ben çocukken ailemden şiddet görmedim. Çocuklarıma da şiddeti öğütlemedim. Ancak kızımın güvenliğini sağlayamazsam ve başına Allah korusun bir şey gelirse bununla yaşayamam. Ne okul yönetimi ne yerel yetkililer bana bu konuda iç ferahlatıcı bir şey söyledi. Çocuğun egzama çıkartması bile bir stres. 12 yaşındaki bir çocuğa bir sürü ilaç kullandık bununla başa çıkabilmesi için. Üstelik tedirginliğim bitmedi, okul dışında da bir şey olmasın diye artık annesiyle dönüşümlü okuldan alıyoruz. Bu da bir hasar.”
Duyulmaya ihtiyacımız vardı
Zorbalık hikayeleri bazen farklı şekillerde yaşanabiliyor. Hem zorbalığa uğrayan hem akranlarına zorbalık uygulayan Ali’nin hikayesinde olduğu gibi. Onun yaşadıklarını annesi Banu anlatıyor:
“Ali çocukluğundan itibaren iletişim kurmakta sorunlar yaşadı. Kendini ifade etmekte zorlandığı zaman yaşıtlarının onunla dalga geçmesiyle karşılaştı. Bu da kimi zaman öfke nöbetleriyle sonuçlandı, kimi zaman mağdur olmasıyla.”
Öfke nöbetlerinden birinde Ali, oynadığı çocukların birinin gözüne elindeki arabayı fırlatınca, çocuğun yaralanmasına sebep olmuş. Sonrasında, bunu bir alışkanlık hâline getirdiği için ailesi tarafından terapiste götürülmüş:
“Öğrenme konusunda zorlandığını farkettik. İlkokula başladığı zaman basit matematiği anlıyordu ama okuma konusunda isteksizdi mesela. Bazı konuları yaşıtlarından hızlı kavrıyor ama bazı sosyal yetenekleri daha yavaş gelişiyor. O yüzden çeşitli oyunlarla adım adım ilerlemek zorunda kaldık. Bu arada öfke nöbetlerinden ve şiddetten biz de etkilendik.
Terapi yaklaşık 2 yıl sürdü ve hem öfke nöbetleri geçti hem de kendini daha rahat ifade etmeyi öğrendi. Neden her şeye vurmak istediğini sorduğumuzda şöyle dedi: ‘Korkunca ne yapacağımı bilemedim, sonra daha çok korktum.’”
Şimdi Ali 9 yaşında. Banu, bu süreçte okulun yaklaşımını kapsayıcı buluyor:
“Çocukların tepkileri kadar okulun yaklaşımı da önemli. Büyük bir şansa sahiptik çünkü okul başından itibaren her tarafı dinlemeye özen gösterdi, Ali şiddet gösteriyor diye onu dışlama yoluna gitmedi. Sonuçta şiddet gören çocukların ailelerinin bir tepkisi oluyor. Biz de utanıyoruz hâliyle. Sonuçta benim çocuğum onun çocuğuna zarar vermiş ve aynısını yaşasam tabii ki üzülürüm, öfkelenirim. Onlarla da ortak bir zeminde buluşmamızı sağladı. Kendimizi ifade edebilmek çok önemliydi.”
Öğretmenler yorgun
Okul, çocukların ortak alanı. Zorbalık vakalarının bir kısmı da bu alan sınırlarında yaşanıyor. Peki yönetim ya da okullar bu konunun neresinde?
Akran zorbalığı Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmıyor. Çocuklar arasındaki sorunları çözmek için harekete geçmesi gereken kurumlar arasında okul idareleri de yer alıyor.
2023 yılında Millî Eğitim Bakanlığı bu konuda bir yol haritası geliştireceğini açıkladı. Bu konuya ilişkin bir hikaye de yayımladı. Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin de 8 Ekim tarihinde katıldığı bir televizyon programında, bu konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Bizim okullarımızdaki güvenlikle ilgili olarak, İçişleri Bakanlığı'yla birlikte bütün okullarımızı tasnif ettik; güvenlik ihtiyacı maksimum olandan minimum olana kadar. Dolayısıyla Emniyet Genel Müdürlüğümüzle, İçişleri Bakanlığımızla okullarımızdaki güvenlik konusunu değerlendiriyoruz.”
Bu ay yaşanan tartışmaların sokağa taşmasıyla beraber, okullarda nasıl bir tedbir alınması gerektiği sorusu daha çok gündeme gelmeye başladı. Konya’nın Beyşehir İlçesi’nde okul müsabakası sonrası yaşanan bıçaklama vakası ya da Balıkesir’de sokakta şiddete maruz kalan öğrenci, bu olaylar arasında yer alıyor.
Yıllarca devlet okullarında çalıştıktan sonra özel bir okulda yöneticilik yapmaya başlayan Seval’e göre okullar ve öğretmenler, velilerle çatışmamak için sorumluluktan kaçıyor:
“Çocuklar arasındaki acımasızlık son yıllarda daha da arttı. Görünür hâle geldiğini söyleyenler var ama bu görünür hâle gelmesinden öte bir şey. Mesleğe ilk başladığım zamanlarda, yani bundan 20 sene önce, bazı bölgelerdeki okullarda şiddet yine yaygındı. Bu doğru. Ancak öğretmen/idareciler çocuklar arasındaki dengesizliklere daha çok müdahale ediyordu.
Artık bu dengenin içinde bir üçüncü aktör daha var: Veliler. Veliler çocuklarına karşı aşırı korumacı oldukları kadar, onları kimi zaman şiddete yönlendiriyor. Çocuklarına öğretmenlerinden rahatlıkla hesap sorabilecekleri fikrini aşılıyor ya da arkadaşlarına ‘kendisini ezdirmemesini’ öğütlüyor. Hem akademik rekabet, hem kişisel varolma gayreti arasında okulda edinmesi gereken diğer özellikleri; paylaşım, dayanışma, iletişim gibi özellikleri kazanamıyor.
Öğretmenler de velilerin kaprisleriyle o kadar çok yoruluyor ki, onlar da aslında bu zorbalıktan payını alıyor. Devlet okulunda bir nebze daha kıymetli öğretmen ama özel okulda işleri sahiden çok zor. Hemen her gün ‘Bu kadar para veriyoruz’ lafını duyuyoruz.”
Seval, geçen aylarda yaşanan bir zorbalık vakasını örnek veriyor:
“Bir öğrencimiz bir diğer öğrencimize zorbalık uyguluyordu. Çocuğun ailesi şikayetçi oldu, öğretmenler tanıklık etti. Şiddet uygulayan çocuğun babasını ikna edemedik. Oğlunun haklı olduğunu, kendisini koruduğunu, şiddet gören çocuğun aslında oğlunu kışkırttığını iddia etti, ‘Ben çocuğuma kendisini korumasını öğrettim, bu bir suç değil’ dedi. Çocuğun sırtı ezilmişti, raporu vardı. Buna rağmen hiç uzlaşma sağlayamadık. Okul yönetiminin para kaygısı da bu konuda net bir tavır almasına engel oldu.”
Ekonomik zorluklar ya da ekonomik eşitsizlik de akran zorbalığının ortaya çıkma nedenleri arasında. Eşitlik İzleme Merkezi, Ayrımcılığa Maruz Kalan Yoksul ve Kırılgan Bireyleri Güçlendirme Projesi Saha Çalışması Raporu’ndan bir örnek:
“Sınıfta arkadaşları dışarıdan bir şeyler alınca çocuklar dışlanmış hissediyor. Ekmek arası sandviç (çikolata kreması, krem peynir) yapıyorum. Kantin pahalı. Haftada bir elimden gelirse yapıyorum ama o da bütçeyi aşıyor. ‘Biz dert etmiyoruz ama beslenmemizi alıp dışarıda yiyoruz, dalga geçiyorlar’ diyor çocuklar.”
Sorumluluğu yetişkin üstlenmeli
Aposto’nun sorularını yanıtlayan Klinik Psikolog/Psikanalist Funda Akkapulu yetişkinler arasında yaygınlaşan şiddetin etkilerine dikkat çekiyor:
“Yetişkinlerin bu konuda bir yol haritası yok, çünkü yetişkinler temel zorbalar. Yetişkinler bu soruna müdahale edebilecek güçte olsalar birbirlerine zorbalık uygulamazlar. Dolayısıyla buna çeşitli müdahalelerde bulunuyorlar ama gerçekten meseleyi iyileştirmek üzere bir harekete geçmeleri için önce bu işin yetişkinler düzeyinde toplanması gerekiyor. Çocukların zorbalığa başvuruyor olmasının nedeni kendilerini güvende ve kuvvetli hissetmemeleri. Yetişkini güçlendirip sağlamlaştırmazsanız tabii ki akran zorbalığı çocuklar arası zorbalık olur.”
Akkapulu’ya göre, çaresizlik ve kırılganlık saldırganlaştırıyor:
“Temel mesele şu, insan evladı eğer kendisini kaygılı ve depresif hissediyorsa, bununla başa çıkabilecek bir destek ve dayanak bulamıyorsa bu kadar yoğun bir çaresizlikle baş etmesinin yollarından bir tanesi de saldırganlaşmasıdır. Entelektüel yatırımımız da azaldı. Öğrenme, merak etme, bilme, düşünsel olarak bir şeyler üretme niteliğimiz düştükçe eyleme yatırımımız artar. Düşünemezseniz hareket edersiniz. Duygunuzu da hareketle çözmeye kalkarsanız burada en sık düşeceğiniz eylemlilik şiddet eylemliliği olacaktır.
Neye ceza veriyoruz, neyi cezalandırıyoruz, bu cezalandırmanın işlevi ne olacak, 25 yıl sonra bu çocuk ne yapacak demeden eyleme geçiyoruz. Bu yetişkin sorumluluğunu üzerimizden atmak demek. Çocukların toparlaması için bir çaba göstermek, çocukları çocuk saymak yerine kendimizle bir tutup cezalandırmayı daha kolay buluyoruz. Biz yetişkiniz, bunu üstlenmek zorundayız, burada bir çabaya niyet göstermek zorundayız. Sağlam bir iyileşme gerekiyor. Kararlı, niyetli ve sabit ilerleyen... İlla çok yüksek, bugünden yarına çok büyük bir şey yapmak değil ama kararlı, ne yaptığını bilen ve orada durmaya devam edebilen bir şey yapsak aslında üç-beş yılımızı alır toparlamak.”
İnsanların desteklendiği bir sistem kurmak gerekiyor
“Düzenin insanların gerçekten kendilerini güvende hissetmelerini sağlaması lazım” diyen Akkapulu bunu şöyle özetliyor:
“İnsanların adil bir şekilde cezalandırılacağı, korunacağı, zorda ve eksikteyse ona destek olacak sistemlerin hizmetinde olduğunu bilmesi gerekiyor. Kişinin çabasının görünür olduğu, takdir edildiği ve desteklendiği bir sistem kurmak gerekiyor. Takdir etmek, görmek ve desteklemek hiç yapmadığımız işler hâline geldi.”
Akkapulu “Akranlarına şiddet ya da zorbalık uygulamış bir çocuk yüzde yüz dönüşür” diyor ve ekliyor:
“Buna niyet eden ve ona destek olan yetişkin grubuyla dönüşür. Kapsayıcılıkla yani ‘Sen çocuksun ve ne olursa olsun sana destek olacağız biz’ demek, dönüştürücülükle yani ‘Buradan öbür tarafa evriliriz biz’ demek ve tabii ki vazgeçmemekle her çocuk dönüşür. Doğru bir plan yapmamız, bir strateji geliştirmemiz lazım. Hep zorbalık yapanın üzerinde mercek var, mutlaka mağdurun ve izleyicinin de üzerinde durması gerekiyor merceğin. Bir yerde bir zorbalık varsa, üç taraf var demektir, maruz kalan da oradadır, izleyen de oradadır. Bu üç alanı da zihnimizde tutmamız ve üçünü de kapsayan bir müdahale etmemiz gerekiyor. Zorba çocuğu okuldan atmak çözüm olmaz, başka bir zorba gelir.”
Akran zorbalığının mağdurları da failleri de çocuk. Çocuklar gün sonunda, yaptıkları onca kötülüğe karşın kendilerini sorgularken buluyor. Sineklerin Tanrısı kitabındaki gibi:
“Sizler isterseniz, mızrakları alın; ama ben almayacağım. Hem işe yarar almam? Bir köpekmişim gibi, beni götürmeniz gerekecek nasıl olsa. Evet, gülün. Haydi, gülün. Bu adada öyle şeyler var ki, her şeye gülebiliyorlar. Güldüler de, sonunda ne oldu? Büyükler ne düşünecek bizim için?”