COP31'e Doğru İklim Gündeminde Yeni Öncelik: Taahhütlerden Uygulamaya Geçiş

TAKİP ET

COP31'e Doğru İklim Gündeminde Yeni Öncelik: Taahhütlerden Uygulamaya Geçiş

COP31’e Doğru İklim Gündeminde Yeni Öncelik: Taahhütlerden Uygulamaya Geçiş

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e yönelik hazırlıklar sürerken, iklim hedeflerinin belirlenmesinden çok mevcut taahhütlerin hayata geçirilmesi çağrıları öne çıkıyor.

Danimarka’nın resmi yeşil dönüşüm ortaklığı State of Green’in İcra Direktörü Charlotte Gjedde, iklim hedeflerinin somut projelere, altyapı yatırımlarına ve uygulanabilir politikalara dönüştürülmesi gerektiğini belirtti.

Gjedde, emisyonların azaltılması ve enerji güvenliğinin güçlendirilmesi için gerekli teknolojilerin büyük ölçüde mevcut olduğunu ifade ederek, bundan sonraki temel önceliğin bu teknolojilerin daha hızlı ve geniş ölçekte uygulanması olması gerektiğini söyledi.

COP31’in gündeminde enerji güvenliği ve finansman öne çıkıyor

COP31’de enerji güvenliği, yeşil dönüşümün finansmanı ve özel sektör yatırımlarının harekete geçirilmesinin önemli başlıklar arasında yer alması bekleniyor.

Yeşil dönüşümün enerji güvenliğini de güçlendirebileceğine dikkati çeken Gjedde, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, elektrik şebekelerinin geliştirilmesi ve elektrifikasyonun bu sürecin temel unsurları olduğunu vurguladı.

Gjedde’ye göre ülkelerin enerji dönüşümünde izleyebileceği tek bir model bulunmuyor. Ancak uzun vadeli ve istikrarlı politikalar, kamu-özel sektör iş birlikleri ve enerji sisteminin bütününü kapsayan yaklaşımlar dönüşümün hızlanmasına katkı sağlayabilir.

Yeşil dönüşüm ekonomik fırsat olarak görülmeli

Yeşil dönüşümün yalnızca iklim politikalarının bir parçası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Gjedde, sürecin aynı zamanda ekonomik fırsatlar sunduğunu ifade etti.

Bu dönüşümün enerji güvenliğini artırabileceğini, fosil yakıt ithalatına bağımlılığı azaltabileceğini, yeni sanayi alanları oluşturabileceğini ve uzun vadeli ekonomik dayanıklılığı güçlendirebileceğini belirten Gjedde, sürdürülebilirlik ve ekonomik büyümenin birbirine rakip hedefler olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.

Danimarka’nın rüzgar enerjisi deneyimi

Danimarka’nın yenilenebilir enerji alanındaki dönüşümünün uzun vadeli politikalar ve yatırımlarla şekillendiğini aktaran Gjedde, ülkenin 1991’de dünyanın ilk ticari açık deniz rüzgar santralini kurduğunu ve bugün elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını kara ve deniz üstü rüzgar enerjisinden sağladığını belirtti.

Ülkenin rüzgar enerjisi alanındaki ekosisteminin yaklaşık 500 şirket ve 33 bin 500 çalışandan oluştuğunu ifade eden Gjedde, bu gelişimin uzun vadeli politika desteği, yatırım ve inovasyon yaklaşımının sonucu olduğunu kaydetti.

Dönüşümün temelinde kamu-özel sektör iş birliği var

Danimarka’nın yenilenebilir enerji dönüşümünün 1970’lerdeki petrol krizinin ardından hız kazandığını belirten Gjedde, ülkenin enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye, enerji verimliliğini artırmaya ve yerli enerji üretimini geliştirmeye odaklanan uzun vadeli bir strateji benimsediğini anlattı.

Bu süreçte karbon vergileri, yeni kömür yakıtlı elektrik santrallerinin yasaklanması ve 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarının yüzde 70 azaltılmasını hedefleyen iklim yasası gibi çeşitli politikaların hayata geçirildiğini aktaran Gjedde, dönüşümde kamu ve özel sektör arasındaki iş birliğinin belirleyici olduğunu vurguladı.

Gjedde, hükümetlerin uzun vadeli ve öngörülebilir politikalar oluştururken özel sektörün de bu hedeflere ulaşmak için gerekli teknoloji ve yenilikleri geliştirdiğini belirterek, COP31 sürecinde de benzer şekilde uygulamaya odaklanan yaklaşımların önem taşıdığını ifade etti.

Kaynak: AA

COP31 İklim enerji State of Green